Bir insan futbolu,
voleybolu, basketbolu, halteri, bisikleti, atletizmi niye sever? Bazı sporcular
spor adamları ya da başkanlar niye her şeyden üstündür, onlara saygı duyulur,
tapılır, örnek alınır? Peki o tapındığımız, saygı duyduğumuz spor adamları
hayal ettiğimiz gibi değilse. O zaman ne olacak peki? Ben söyleyeyim koskocaman
bir hayalkırıklığı. Bütün hayallerimiz tepe taklak olur işte o zaman.
Son zamanlarda sporla
ilgili pek iyi şeyler duyduğumuzu söyleyemeyiz. Devamlı olumsuz olaylar,
durumlarla karşılaşıyoruz. Tükürük olaylarından tutun, doping skandallarına,
başkan taraftar arasındaki diyaloglardan tutun, cinayet haberlerine kadar
birçok hoş olmayan durumla burun burunayız. İyi bir şeyler olmuyor mu diye
sorarsanız bir eli geçmeyecek tarzda.
Son aylarda tükürük
mevzusu çok rövanşta. Sosyal medya tabiri ile “Trend Topic” oldu desek yeridir.
İlk önce Meireles, Galatasaray-Fenerbahçe maçında tükürük olayı ile gündeme
gelmişti. 1 dakikalık durumu, 4
saat boyunca 3 boyutlu izlenerek bir sonuca varıldığı hala hafızalarımız bir
köşesinde duruyor. Tam tükürük olayından kurtulduk diye sevinirken bu sefer de
karşımıza Galatasaray-Beşiktaş maçında sahneye çıkan Melo’nun tükürük vakasıyla
haşır neşir olduk. Twitter’da gördüğüm bir twitti paylaşarak olayın trajikomik
durumunu göstermek isterim. “Ya bu futbolcu milleti de tükürecekse adam gibi
tükürsün. Ülke bölünecek tükürdü mü, tükürmedi mi diye.”
Tam tükürük
olaylarından kurtulduk derken bu sefer Aziz Yıldırım’ın taraftarlarla söz
düellosu medyada görülmeye başlandı. 3 Temmuz sürecinde taraftarın desteğini
arkasına alan Aziz Yıldırım, son günlerde taraftarın tepkisini alması ve 12.
adamın yönetimi istifaya çağırmasına karşılık “ben ne dersem o olacak” sözü
kamuoyu tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmıştı. Bu olayı unutmaya ramak
kalmıştı ki başka bir olayla Aziz Yıldırım yine karşımıza çıkacaktı. Bu sefer de gazetecilere maymun benzetmesinde
bulunacaktı.
Bu kadar olumsuz
olayların üstüne bir de doping olaylarıyla sarsıldık. İlk önce Galatasaray
Basketbol Takımının önemli oyuncularından David Hawkins, dopingli çıktı. Hem de
2. Kez! 2007 yılında da doping numunesinde yasaklı maddeye rastlanmıştı. Daha o
şoku üzerimizden atamamışken NBA temsilcimiz Hidayet Türkoğlu’nda da yasaklı
madde çıktı. Bir de Türk antrenörün verdiği ilaçtan dolayı dopingli çıktığını
öğrenince, ağlanacak halimize güler olduk. Hidayet, rekor bir cezayla 20 maç
basketbol oynayamayacak. En son olarak
da doping halterde patlak verdi. 23 Yaş
Altı Halter Milli Takımı’mızda bulunan 16 sporcunun doping yaptığı ortaya
çıktı. Hadi hayırlısı…
Ya Lance Armstrong’a ne demeli.
Bisiklet severler için son birkaç hafta kabus gibi geçti desek yalan olmaz.
İlk
dedikodular çıktığı zaman bisiklet severler pek inanmak istemediler; ama
Armstrong’un, ABD’deki televizyon programına çıkıp dopingle ilgili sorulara
“evet kullandım” demesi gazetecinin “sizce bir insan doping
yapmadan Tour de France’ı üst üste 7 kere kazanması mümkün mü” sorusuna, “bence
mümkün değil” cevabını vermesini duyan tüm bisiklet severler büyük bir hayal kırıklığına
uğramıştır. İnsanlara, bisiklet sporunu sevdiren zaten Lance Armstrong değil
miydi? Aldığı ödülleri, başarıları, kurduğu kanser vakfı ile kendisini, herkese
hayran bıraktırmamış mıydı? Şimdi tüm o başarıların gerçek olmadığını öğrenen
Armstrong severler ne yapacak peki? Eskisi gibi Tour de France’ı izleyebilirler
mi ya da Lance Armstrog’u sevmeye devam edebilirler mi?
Peki
ya Oscar Pistorius! Dünyaca ünlü ampute atlet Oscar Pistorius’un sevgilisini öldürme
suçundan gözaltına alındığını duyduğumuzda hepimiz şaşırmadık mı? Haberi İlk kez duyan herkes bunda bir
yanlışlık vardır, böyle bir şey olamaz algısı içinde değil miydi? Londra Olimpiyatları’ndaki
yarışını daha dün gibi hatırlamıyor muyuz? Pistorius, sadece bir sporcu değildi
ki, azim ve mücadelenin simgesiydi. Onun için herkesin gözünde farklı bir
yerdeydi. O yerlerde ise şimdi eser yok.
Bunca
kötü örneğe rağmen spordan soğuyabilir miyiz? Sırf sevdiğimiz bir sporcu doping
yaptı diye ya da saha dışında yaşanan olumsuz olaylardan dolayı spor izlemeyi
bırakabilir miyiz? Benim fikrim, hayal kırıklığına uğrasak da değişmez
eğlencemiz.
Edvardo
Galeano’nun, “Gölgede ve Güneşte Futbol” kitabında dediği gibi “Tanrı rızası
için güzel bir maç lütfen.”






