22 Şubat 2013 Cuma

Bir Ülke Düşünün...

Bir ülke düşünün, yıllarca Hollanda'nın sömürgesi olsun. Halkının %85'i siyah olsun ama o halk yıllarca "resmi olarak" 2. sınıf vatandaş, yani azınlık olsun. Halkın en büyük lideri 28 yıl bir adada hapis yatsın, sonra kahraman ilan edilsin. Dünyanın en ucunda olup topraklarında varolan altın için tarihi, bugünü ve geleceği yok edilmiş olsun. Burası neresi mi? Güney Afrika.

Güney Afrika, nüfusunun büyük çoğunluğunun yıllarca azınlık statüsünde olması dolayısıyla eğitimsiz bir halka, doğal olarak da suça çok meyilli bir halka sahip. Orada oynanan dünya şampiyonasındaki hikayeler bile tebessümle korkma arası bir etki yaratıyor insan üzerinde. Bu kadar bahsettiğim ülkenin bugünlerde günlerde gündemde olmasının sebebi ise Oscar Pistorius. Bir sporcunun karşılaştığı en büyük iki adli davadan biriyle karşı karşıya. Sebebi bariz, adam öldürmek!

Olayı en kısa haliyle özetlersek, Pistorius sevgilisini hırsız sanarak öldürdü -bu Pistorius'un iddiası- ya da planlayarak sevgilisini öldürdü -bu da karşı tarafın iddiası-. Öncelikle Pistorius'un iddiasıyla başlayalım, kendisi diyor ki sevgilisini hırsız sanıp vurmuş. Bu da şöyle gerçekleşmiş, gece kalktığında bir ses duymuş, protezlerini takıp tuvalete gitmiş ve orda biri olduğunu fark edip 4 el ateş etmiş. Yani içeridekinin sevgilisi olduğunu farketmemiş ve karşısındakini hırsız sandığından da kendini korumaya, evini savunmaya çalışıyormuş. Karşı tarafın iddiası ise, Pistorius sevgilisinin evde başka bi yerde olduğunu nasıl fark etmez üzerine kurulu. Bunun üzerine de protezlerini takıp banyoya kadar gittiği için onun kasıtlı adam öldürmekten yargılanmasını istiyorlar.

Durum genel olarak bu, insanların çoğunlukla yanlış olarak algıladığı şey ise bunun adam öldürme mi değil mi üzerine kurulu olduğu. Pistorius bir insanı öldürdü, bu herkes tarafından kabul edildi, bunun iyice idrak edilmesi lazım fakat -hukuku çok bilmemekle birlikte- kasten ve planlı adam öldürmek ile kendini savunmak amaçlı adam öldürmek arasında büyük bir fark var. Sonuçta hukuk içinde de nefs-i müdafa denilen bir kavram var, bu olay için geçerli olmasa da hukuk adına her adam öldürme davasının aynı olarak ele alınmadığının kanıtıdır nefs-i müdafa kavramı. Sonuçta karşı taraf Pistorius'un kasten adam öldürdüğünü söylüyor, Pistorius ise bunun tam tersini.

Hukuktan anladığımı gerçekten söylemiyorum ama hukukta bildiğim bir kavram var "reasonable doubt". Türkçeye "makul şüphe" olarak çevirmek mümkün; kısaca, bir suçun işlenmesiyle suçlanan kişinin o suçu işlemediğine dair mantıklı şüpheler varsa, yani suçluluğu tam olarak kanıtlanamamışsa, onun suçsuz olarak kabul edilmesine dayanan bir ilke. Pistorius şu hayatta bana en çok umut veren -hani Amerika'lıların "faith in humanity" dediği olay- iki insandan biriydi -diğeri de Lance Armstrong'tu, sanırım yanlış seçimler yapmışım ha?-. Neyse olayın hukuksal yönden Pistorius'un lehine biteceğini düşünmek pek zor değil, hele de duruşmanın hakimi Bay Nair tutuksuz yargılamaya hükmetmiş ve eski "katil olma ihtimali olan" dedektif Botha delilleri kirletmişken.

Ama ben işin biraz da duygusal yönüne bakmak istiyorum. Yukarıda da dediğim gibi, iki kahramanım vardı ve biri öldü diğeri de can çekişiyor. Lance Armstrong'u öldürebilmek için çok uğraştım, Oprah'a çıktığı güne kadar onu savundum, öldü dememe rağmen hala gerçekten emin değilim ona karşı hissettiğim duygulardan... Bir insana kahraman deyince, ona bir anlam yükleyince onunla kendinizi bağdaştırıyosunuz. Onun başarısı sizin başarınız, onun mutsuzluğu sizin mutsuzluğunuz oluyor. Ama o kahramanınız bir hata yapınca sizden onu öldürmeniz isteniyor. Artık ona inanmamanız, güvenmemeniz isteniyor. Kolay mı? O koşarken sen de koşmuşsun, o zıplarken sen de zıplamışsın, o sevinirken sen de sevinmişsin. Ve bir anda, puff, her şey bitmeli ha? Yapamam bunu, kendime yapamam, kabul de edemem.


Pistorius'un suçu kanıtlanana kadar onu savunacağım, yaptığı eylemi değil; kendimi, benim gözümdeki o kahramanı savunacağım. Yoruluyorum, strese giriyorum, moralim bozuluyor ama bunu yapmak zorunda hissediyorum kendimi, çünkü ben bittiğimde bana güç veren kahramanımın şimdi desteğe ihtiyacı var... Kahramanımı öldüremiyorum, belki onu bir gün uzak bir ülkeye sürebilirim ama onu öldüremem.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder