29 Ocak 2013 Salı

Demek Türkiye'de de "franchise" taşınıyormuş...

TB2L'yi çoğu kişi takip etmiyordur ama özellikle genç sporcuları izlemek açısından güzel bir ligdir. Fakat benim ligle ilgili dikkatimi çeken mesele Başkent Gençlik a.k.a Göztepe Sportif ile ilgili. 

Kaan Kural'dan ders alırken Amerika'lıların "taraftarlık" ve "franchise" kavramlarından bahsetmişti, Türkiye'de franchise olmadığından yaşanması pek de olası olmayan bir "taşınma" sistemini anlattı, kimse de buna ihtimal vermiyordu ama TB2L'de bu olmuş meğerse... 

Sezon başında satılan takımlara alışkınız ama sezon ortasında ilk kez takımın el değiştirmesine denk geliyorum, hatta el değiştirmeyi bırakalım şehir değiştirmesine ilk kez denk geliyorum. Tam olarak ne zaman oldu bilemiyorum ama sezon başından beri mali sıkıntıda olan Başkent Gençlik Klübü, takımı Göztepe Sportif adlı bir girişime satmış. Hani takımın satılması ve şehir değiştirmesi zaten yeteri kadar ilginç bir mesele ama işin daha da ilginç olan kısmı bu Göztepe Sportif bizim bildiğimiz İzmir'in Göztepe'si değil. En azından teorik olarak.

Kısaca, bu Başkent Gençlik'i alanlar Göztepe'nin tekrar bir basketbol şubesi kurmasını isteyen ufak bir grup, lakin klüple yapılan görüşmelerde yönetim, ekonomik olarak o yükün altına girmek istemiyor. Bu grup da Göztepe Sportif adıyla bir dernek kurup takımı satın alıyor ama Göztepe de bu sefer basketbol takımını tanımıyor, hatta armamızı kullanmayın diye dava açıyor. Basketbol takımı ise klüpten tamamen farklı bir bütçe ile kurulan ve tek amacı "Göztepe" adını basketbolda temsil etmek isteyen bir klüp ama orjinal Göztepe engel olmaya çalışıyor...

Tam bir "güler misin, ağlar mısın?" durumu. Böyle saçma bir hikayeyi farkedince anladım ki, Türkiye'de franchise da taşınır, klüpler el de değiştirir ama amatör ruh tutmaz. Hele de basketbol gibi "amatör" sporlarda asla...

28 Ocak 2013 Pazartesi

Basketbolda Yılın Asisti


Rusya Ligi'nden mükemmel bir asist. Coach öyle bir set çizmiş ki kendini de oyunun içine dahil etmiş. En arkadaki hakeme de dikkat edelim. Hakem gerçekten sayıyı veriyor...

Bu İşte Kesin Bi Saçmalık Var.

Konu ne mi? Tabii ki Lakers! Geçen gün Orkun Çolakoğlu ve Kaan Kural NBA'de sezon değerlendirmesi yaparlarken Lakers'a "kocaman bir F" vermişlerdi ki bence de sonuna kadar haklılar. Bir Lakers'lı olarak insanın içini yakıyodu o takımı izlemek... Hani eski sevgilinizi yeni sevgilisiyle görürsünüz ve ve çok mutludurlar ya, öyle bir duygusal bunalım yaratıyodu Lakers bu sezon insanda.

Açıkçası Thunder maçını izlemedim. Hem Heat-Celtics maçının üzerine yeni bi maç izleyemeyecektim -çok sıkı maç oldu, Boston resmen Rondo'nun yokluğunda karekter sergiledi- hem de kazanmaya dair gram ümidim yoktu. Tek dileğim "yenildik ama ezilmedik" kıvamında bir maçtı. O da hani en iyi niyetle...

Neyse, maçla ilgili izlememiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, sırf istatistiklere bakarak konuşmaktan genelde nefret etmeme rağmen, Howard hariç herkes oynaması gerektiği gibi oynamış; hem de Thunder karşısında! Thunder nasıl bir takım? Şampiyonluğun en önemli 3 adayından biri kanımca, diğerleri SAS ve Heat. Ama bu 3lü içindeki en önemli adayım da Scott Brooks'a rağmen Thunder. Zaten şu anda da SAS arkasından ikinci sırada.

Peki Lakers bu muhteşem takıma karşı böyle oynayabiliyorken sezon başından beri kafası nerede? Acaba en sonunda kendi rezaletlerinden mi tiksindiler? Gasol yıllardır Kobe ile  etkin kullanılabilirken bu sezon neden rezildi? Nash gibi her uzunu muhteşem oynatabilen adam neden Howard ve Gasol'ü oynatamadı? Bunlar sezon başından beri Lakers'lıların kafasındaki sorular. Ama gelin görün ki ilk kez bu takım OYNADI! Hem de Thunder karşısında!

Size istatistikleri de veriyim ki biraz daha net anlatabileyim. Nash, 35 dakikada 17 sayı 5 asist 2 ribaund. Kobe, 38 dakikada 21 sayı 14 asist 9 ribaund. Artest, 42 dakikada 15 sayı 10 ribaund 3 asist 2 top çalma. Gasol, 35 dakikada 16 sayı 4 ribaund 4 asist. Bu istatistiklere ek olarak Nash, Kobe ve Gasol %50'nin üzerinde isabet oranıyla oynadılar. Hatta 11 sayıyla Earl Clark ve 12 dakikada 12 sayı katkı veren Antawn Jamison'ı da önemli katkı verenlerden olarak saymak lazım.

Howard yine kötü oynamış gördüğüm kadarıyla, kötü demesek de hadi en iyi ihtimalle vasat diyelim. 29 dakikada 8 sayı 10 ribaund 2 top çalma ve %30'dan aşağıda bir şut yüzdesiyle oynamış ki bunu yapan adam bir pivot! Neyse bu da "kadı kızındaki kusur"umuz olsun.

Elbette her şey tek maçla düzelmiş değil. Ama biz bu takımın nasıl bir performans tavanı ve istediği zaman nasıl oynayabildiğini görmüş olduk ligin en büyük şampiyonluk adayı karşısında. Eğer bu oyunun %80'ini bile istikrarlı olarak oynarsa Lakers, sonuca ulaşması biraz zor olsa da tekrar şampiyonluk adayı olması işten bile değil. Zira sezon boyu %20-30'unu ancak oynadılar bu performansın... O yüzden umutları biraz tazelemekten zarar gelmez.

27 Ocak 2013 Pazar

Yunan Tenisi Çok Gelişti, Ama Kazanan Avusturalya ?

Nasıl yani? En azından ben böyle saçma bir başlık okusam kesin öyle derim ama bunun iyi bir açıklaması var. Haydi gelin radarımızı Avusturalya Açık'a, teklerde genç erkekler kategorisine çevirelim.


Bu sene genç erkekleri teklerde kazanan kişi Nick Kyrgios. 17 yaşındaki Nick, 3. seribaşı olarak girdi tunuvaya. Finaldaki rakibi ise vatandaşı Thanasi Kokkinakis, turnuvaya WC ile katıldı ve 16 yaşında finale kadar gitti. Hatta yetişkinlerde de ön eleme turu oynadı. İki tenisçinin de ismine baktığınızda onların nereli olduğunu çok rahat anlayabilirsiniz, Avusturalya! Hayır şaka yapmıyorum, iki tenişçi de Avusturalya'lı ama isimlerin de ele verdiği şekilde ikisi de Yunan asıllı. Çok ilginç bir tesadüf. Ama daha da ilginç olan tesadüf ise bu iki tenisçinin çok yakın arkadaş olduğu gerçeği, hatta o kadar yakınlar ki, genç çiftlere partner olarak katılıp, çeyrek finalde elendiler!
Thanasi Kokkinakis ve Nick Kyrgios

Son yıllarda, özellikle de Lleyton Hewitt'ten sonra, "Grand Slam" adayı bir tenisçi çıkaramayan Avusturalya için çok sevidirici bir durum. Ama tabii ki bu genç arkadaşların da Avusturalya'yı seçmesi lazım Avusturalyalı'ların sevinebilmesi için. Çünkü Avusturalya'da yetişip kendi kökenlerinin olduğu ülkeleri seçen sporcular çok alışılageldiktir...

Not: Genç çiftlerde de kazanan Avusturalya'lı Jay Andrijiç ve Bradley Mousley oldu. Jay, yine adından anlayabileceğiniz gibi yabancı bir ülke asıllı, muhtemelen Hırvat. Sanırım Avusturalya'nın makus kaderi Anglo-Saxon olmayan ırklardan sporcu yetiştirip, onlarla mutlu olmaya çalışmak...

25 Ocak 2013 Cuma

Can Sıkıntısına Ralli

Çoğunuz biliyosunuzdur, Sebastian Löeb geçtiğimiz sezon itibariyle WRC'den emekliliğini açıklamıştı, ama bu sezon arasında "hacı şimdi canım sıkıldıkça ben yarışlara ara ara katılırım ya" tarzında bir açıklama geldi. Gerçekten Löeb bu sezon öyle yapıyor.

2013 Monte-Carlo Rallisi
WRC'de sezonun ilk yarışı koşuldıu ve sezonun ilk yarışını "sıkıntıdan katılan" Loeb kazandı. Muhtemelen Löeb'e kalsa ilk yarışa katılmazdı ama Monte-Carlo Rallisi'nin takvime dönmesini kutlamak adına, aynı zamanda da bu yarışa uzun zamandır katılmamışken en sevdiği parkurlardan birinde (hem asfaltta hem de buzda) yeniden yarışmak istedi. Monte-Carlo rallisi 2008'den beri takvimde yer almıyordu. Daha doğrusu daha küçük çaplı bir organizasyon olan IRC (Intercontinental Rally Challange) takviminde yer alıyordu.

Toplamda 6 etap kazanarak bitirdikleri rallinin ardından Löeb-Elena ikilisi 2013 sezonunun liderlik koltuğundalar. Tabii bu çok uzun sürmesi muhtemel olmayan bir liderlik. Löeb ve Elena ikilisi bu sezon 4 ralliye katılacaklarını açıklamışlardı. Sırada karlı zeminde yapılacak İsveç rallisi var. Ardından da İsveç ve Fransa. En iyi ihtimalle arada 1-2 yarışa daha katılıp, maksimum 150 puan toplayabilme şansları var. Bu durumda onları şampiyon yapmaz ama ilk 5'e girecekleri kesin.

Mikko Hirvonen
Löeb çağımızın en yetenekli ralli pilotu. Carlos Sainz, Colin McRae, Marcus Gronholm ve elbette Tommi Makinen gibi isimlerden sonra aldığı liderlik bayrağını hiç bırakmadı Löeb. Bakalım bu sezon bize ne göstericek? Yıllardır Löeb yüzünden 2.planda kalan Mikko Hirvonen şampiyon olabilecek mi? Ya da yeni Volkswagen'leriyle Sebastian Ogier ve Jari-Matti Latvala bir sürpriz yapabilecek mi? Bekleyip göreceğiz.


Ama elbette bu sezonun en komik ismi Löeb olmadığı zamanlarda onu yedekleyecek Dani Sordo olacak. Hani yedek sürücü olağandır da, junior takımda yarıştırılıp ara ara da as takıma alınan yedek sürücü ilk defa göreceğiz galiba :)

23 Ocak 2013 Çarşamba

16 Yaşında Grand Slam Finali!

Normalde 16 yaşında bir sporcunun gençler harici bir kategoride grand slam finaline çıkması olanaksızdır. Değil mi ? Ama şu an bu imkansız görüneni gerçekleştiren bir sporcu var. Hem de gençler kategorisinde de değil.
Asleigh Barty

Bu sporcunun adı Asleigh Barty. 2 sene önce Wimbledon'ı gençlerde kazanan Barty şu an teklerde dünya 175.si. Ama Barty'nin finalde olduğu dal çiftler ve ilginç şekilde gençler değil, yetişkinler! Turnuvaya 27 yaşındaki vatandaşı Avusturalya'lı Casey Dellacqua ile birlikte Wild Card alarak katılan ikili, 2 alanda da çok az beklenen bir şey gerçekleştirerek finale geldi.

Errani - Vinci
Finalde İtalyan ikili Roberta Vinci ve Sara Errani ile karşılaşacaklar. Errani-Vinci ikilisi turnuvaya 1 numaralı seribaşı olarak katılan ikili. Yani mantıken en fazla şans onların ama finale gelene kadar 3 ve 14 numaralı seribaşlarını eleyen Dellacqua-Barty ikilisi bu sefer de niye sürpriz yapamasın?

22 Ocak 2013 Salı

LeBronkareoke yapıyor


NBA'in yoğun maç temposu belli ki LeBron James'i biraz bıktırmış. Yıldız basketbolcu soluğu bir kareoke barda almış ve herkese eğlenceli anlar yaşatmış. Söyledii şarkı mı? Michael Jackson'dan Rock with you...

Gölgesi topa ondan önce vurmuş


Bir fotomuhabirliği başarısı. Avustralya Açık'ta Victoria Azarenka'nın gölgesi, topa Belaruslu raketten önce vuruyor.

Top toplayıcının talihsiz anı


Ben görüntüyü gördüğüm de açıkçası pek gülemedim ama gerçekten de ilginç bir an olduğu için paylaşmak istedim. Avustralya Açık'ın en zevkli mücadelelerinden birine sahne olan Novak Djokovic-Stanislas Wawrinka karşılaşmasında Wawrinka'nın kullandığı servisi karşılamak isteyen Djokovic iyi bir return yapamayınca top ball boy (top toplayıcı) çocuğun kafasına geliyor. Hız mı, 130 mil (yaklaşık 208 km/s)

Tartışılacak bir Sneijder karikatürü


Wesley Sneijder'in Galatasaray'a transferi doğal olarak İtalya medyasında da büyük yankı uyandırdı. Ancak bugün çıkan La Gazette dello Sport Gazetesi'ndeki bir karikatür ise çok tartışılabilir.Sneijder'i camiler arasında antrenman yaparken karikatürize eden İtalyanlar, karikatürün altına da "primo allenamento" (ilk antrenman) yazmış.

İlk Türk Seribaşı!

Seribaşı mı? Hem de Türk? Kulağa imkansız geliyor değil mi? Ama şu an Avusturalya Açık'ta mücadele eden özbeöz Türk bir tenisçimiz seribaşı olarak mücadele ediyor. Peki kim bu Tenis geleneği olmayan ülkemizden gelip de seribaşı olarak mücadele eden insan? 96 doğumlu İpek Soylu.


İpek şu an İstek Vakfı Özel Kemal Atatürk Lisesi 10. sınıfta. 4 yaşından beri tenis oynuyor. Eğitimi ile sporu aynı anda devam ettirmeye gayret eden nadir sporcularımızdan. Peki İpek hangi alanda seribaşı? Yaşından da tahmin edebileceğiniz gibi İpek halen gençlerde oynuyor. Şimdiye kadar 2012 Wimbledon ve Amerika Açık'ta teklerde 3. tur oynadı. Bu post'un girildiği an itibariyle Avusturalya Açık'ta ikinci turdaki rakibiyle oynamayı bekliyor. Ama İpek'in seribaşı olduğu alan tekler değil, çiftler.

İpek Soylu ve Partneri İtalyan Camilla Rosatello, gençlerde 8 numaralı seribaşı olarak turnuvaya katılıyor. Şu an 2.turdalar ve turnuvaya Wild Card ile katılan rakipleri Avusturalya'lı çifti bekliyorlar. Aslında İpek'in çiftler kariyeri, teklerdeki kariyerinden istatistiksel olarak daha başarılı. Şimdiye kadar Roland Garros'da bir 2.turu ve Amerika Açık'ta bir çeyrek finali var! Tahminim, bu da bir Türk'ün şimdiye kadar herhangi bir grand slam'de gidebildiği en üst derece. Ve eğer İpek ile Camilla'nın yetenekleri kadar şansları da yanlarında olursa bir çeyrek final daha neden olmasın?

Not: An itibariyle İpek teklerde 6-4'lük 2 setle 11 numaralı seribaşı olan rakibini geçerek 3.tura yükseldi.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Federer'den muhteşem kesme!



Roger Federer'in Milos Raonic'i Avustralya Açık'ta devirirken yaptığı enfes kesme....

Orda Bir Liechtenstein Var Uzakta...

Hepimiz Avrupa'daki gurbetçi oyuncularımızı biliriz değil mi? Çoğu zaman özkaynaklarımızdan daha değerlidirler çünkü aldıkları sportif eğitim de genel eğitim de daha iyidir. Fakat hepimizin unuttuğu ama nüfüsunun %3'ünü Türklerin oluşturduğu bir Avrupa ülkesi var, Liechtenstein!

Eh nüfusun o kadar büyük bölümü(!) -topu topu 36 Bin nüfusu var tüm ülkenin!- Türk olunca, o kadar Türk arasından futbolcu çıkmaması da olmaz değil mi?

Cengiz Biçer
Aralarında bize en tanıdık isim Liechtenstein Milli Takımı'nın yedek kalecisi Cengiz Biçer. Mersin İdman Yurdu'nda 3. kaleci olarak oynayan Cengiz daha önce de Samsunspor'da oynadı. 2008'e kadar Liechtenstein'da oynayan Cengiz Biçer zaman zaman Peter Jehle sakat olduğunda forma bulabiliyor.

Olcay Gür
İkinci sırada Olcay Gür var. Kariyerini İsviçre'nin 3. Ligindeki Chur 97 takımında sürdüren Olcay Gür, milli takım kadrosuna 5-6 kez çağrılmasına rağmen hala forma şansı bulamadı. Şimdiye kadar 7 kez U-21 takımında forma giyen Olcay, aynı zamanda o takımın kaptanı.

Son sırada üç oyuncu var; Sakir Kaplan, Tolgahan Ünlü ve Burak Eriş. Üçü de Liechtenstein U-21 takımında oynadı. Şu an Burak ve Tolgahan'ın yaşları altyapı takımlarını aştı, henüz Tolgahan A takıma çağrılmazken, Burak çağrıldı ama forma şansı bulamadı. Şakir ise hala U-21'de forma giyiyor.

Tolgahan Ünlü
Şakir Kaplan
Burak ve Tolgahan şu an kariyerlerine sırasıyla, Olcay'ın takımı Chur ile aynı ligde olan FC Schaan ve FC Widnau'da devam ediyor. Şakir'in takımı FC Buchs ise İsviçre lig sisteminde, hangi ligde olduğunu tam olarak bulamadım ama muhtemelen amatör ligde mücadele ediyor.

2 ay sonra gelen not: Burak ve Olcay, 6 Şubat 2013'tek Azerbaycan maçı ile ilk kez Liechtenstein Milli Takımı Forması ile tanıştılar. Aynı şekilde, kariyeri onlar kadar parlak olmayan 23 yaşındaki Schaan oyuncusu Seyhan Yıldız da Mavi-Beyaz forma ile tanıştı.

Bir kaleci gole nasıl sevinir? İşte örneği...


Afrika Uluslar Kupası başladı başlamasına ama ilk 2 maçta gol dahi göremeyen seyircilerin bir gol sevinci yaşaması için yaklaşık 210 dakika geçmesi gerekti. Demokratik Kongo'nun sürpriz bir şekilde Gana'yla 2-2 berabere kaldığı maçta akıllarda kalan tek sahne Kongo adına kazanılan penaltıyı ağlarla buluşturan Mbokani'nin golünden sonra tüm takımın yaşadığı sevinçti.

Oyuncular senkronize bir şekilde önceden çalıştıkları gol sevincini uygularken esas görülmesi gereken sahne kaledeydi. İşte kaleci Robert Kidiaba'nın o ilginç gol sevinci...

20 Ocak 2013 Pazar

İtalyanlar'dan bir Sneijder grafiği

http://www.dailymotion.com/video/xwnbdc_officiel-sneijder-quitte-l-inter-et-signe-a-galatasaray_sport?start=13#.UPxhJ2No-XU

Sneijder'in Galatasaray'a transferiyle ilgili Foot Mercato sitesinin hazırladığı grafik...

Clippers'ın Crawford kampanyası

NBA'de All-Star heyecanı yaklaşırken Los Angeles Clippers'tan da Batı Karması ilk 5'ine iki isim seçildi. Ancak Clipperslılar bununla yetinmişe benzemiyor. Oyuncuları Jamal Crawford'un isminin de koçların seçeceği isim listesinde olmasını isteyen Clippers yönetimi bu doğrultuda hazırladıkları broşürü takım koçlarına gönderdi.

Broşürde Crawford'un 4. çeyreklerde en çok sayı atan 5. oyuncu olduğuna dikat çekilirken, kenardan gelen oyuncular arasında ise en çok sayı atan oyuncu olduğuna vurgu yapılıyor. Broşürde ayrıca James Harden ve Mark Jackson gibi isimlerin görüşlerine de yer verilmiş.   

Bir Guardiola hikayesi...


Josep Guardiola'nın gelecek sezondan itibaren Bayern Münih'i çalıştıracak olması Almanya'da hala yankısını sürdürürken, geçtiğimiz kasım ayında İspanyol teknik adamın biyografisini satışa sunan Alman gazeteci Guillem Balagué, Guardiola'nın     bilinmeyenlerini, Bild am Sontag'a anlattı.

"Küçük Pep, kolunun altında her zaman bir top bulunduran ve odasında Michel Platini'nin fotoğrafını bulunduran bir çocuktu.

Pep, onu futbol oynarken hiç görmedi ancak onun ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu babasının ve dedesinin anlattıklarından hep duydu. Babası ve dedesinin ona anlatııkları, Guardi'nin Platini'nin oyun görüşüne hayran olmasını sağladı. Nasıl uzun, nasıl kısa pas atılacağını, temponun nasıl elde tutulacağını ve en önemlisi bunları yaparken hep kafanın yukarıda olması gerekliliği...

Guardiola'nın en büyük özelliği ise öğrenmekten hiç vazgeçmeyen biri olması. Pep, her zaman kendinden büyüklerle veya yaşlılarla iletişime geçmeyi sever. Her zaman onlardan hikayeler duymak ister ve en önemlisi eğitimini sürdürmekten asla vazgeçmez.

Örneğin Guardiola, şimdi küçük Santpedor köyüne gitse hemen bir bara ya da bir kafeye oturur eline bir bira alır, ve o çervredeki yaşlı insanları dinler. Zamanında neler yaşadıklarını, savaş samanındaki durumlarını anlatmalarını büyük bir keyifle dinler.

Sevdiği şeylerden biri de insanlara masal okumasıdır. Edebiyata çok düşkündür. Katalan romancı Miquel Martí i Pol ve şarkıcı Lluís Llach her zaman en iyi arkadaşları olarak sayar.

Edebiyatı çok sevdiğinden Barcelona'da futbol oynarken kendisini çok etkileyen, "Gö kenarındaki köprüler" adlı kitabı tüm takım arkadaşlarına hediye etmişti.

Pep, annesi ve babası ayrılmış bir ailenin mütevazı bir çocuğu. Küçük bir Katalan kasabasında doğup büyümüş ve 13 yaşında La Masia'ya girmiş. Tabii La Masia'da bir sürü çocuk ailelerinden çok uzakta olduğu için her gün ağlıyorlardı.Ancak Pep, her zaman sessiz ve sakin bir çocuk olarak bilinirdi. Ve işte o çocuk belki de hiç beklenmeyecek bir şekilde Nou Camp'ın ikon futbolcularından biri oldu, antrenörler için yeni bir standard oluşturdu, rekorlar kırdı ve futbolu değiştirdi.

Peki Barcelona'ya bu kadar bağlı olmasına rağmen neden ayrıldı Pep?

Yorulmuştu, gerçekten yorulmuştu. Çalışma yükü gerçekten insanlık dışıydı. 25 tane asistanından her gün daha fazla çalışıyordu. Kulüpte oyun analizleri üzerine uzmanlar bulunurken, hiçbir zaman bunu başka ellere bırakmak istemiyordu, "Benim için en güzel olan bir oyunu planlamak" diyordu. Ayrıca Jose Mourinho ile yaşadığı tartışma onun işine ve futbola olan sevgisine zarar verdi.

Guardiola, antrenörlük yapmadığı süreçte ne yaptı?

Öncelikle Barça ve diğer kulüplerle arasına mesafe koydu. Kendini ailesine adadı ve uzun zamandır yapamadığı şeyleri yaptı. Kız arkadaşı Christina ve 3 çocuğuyla birlikte New York'a gitti. Teklifler gelmeye başlayınca da Chelsea ve Bayern Münih arasında kaldı ama Bayern münih'i seçti. Neden mi? Çünkü Pep, romantik ve duygusal biri.

19 Ocak 2013 Cumartesi

'Kızlar Banvit'le okula' filmi yayınlandı


Banvit’le Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin ortaklaşa düzenlediği ‘Kızlar Banvit’le Okula’ isimli sosyal sorumluluk projesinin bu yılki çalışması 2013 yılı takvimi tanıtım filmi yayınlandı.  Banvit  Baş Antrenörü Orhun Ene ve sporculardan Keith Simmons ile Erol Can Çinko’nun da röportajlarının bulunduğu ‘Kızlar Banvit’le Okula 2013 Takvim Projesi Tanıtım filmi izleyenlerin büyük beğenisini kazandı.

N'olur acı bana Djokovic!


Avustralya Açık'ta Novak Djokovic'in 3. turdaki rakibi Radek Stepanek'ti... Doğrusunu söylemek gerekirse Stepanek bu maçtan önce pek de umutlu değildi. Ama umutsuzluk, çaresizlik bu kadar da belli edilmez ki be arkadaş! Öyle ki maç esnasındaki bir oyun sırasında file önüne gelen dünya 1 numarası Novak Djokovic'e karşı sadece arkasını dönerek savunma yaptı. Arka arkaya 3. Avustralya Açık şampiyonluğunu kovalayan Novak Djokovic'in aldığı bu sayıdan sonraki tebessümü de her şeyi özetlemeye yetti. 

Fenerbahçe Ülker'e Obradovic iddiası

Fenerbahçe Ülker'in bu sezon hayal kırıklığı yarattığı bir gerçek. Euroleague'de gruplardan zar zor çıkan, TOP 16'da ise oynadığı tüm maçlarda rakiplerinden 90 sayının üzerinde yiyip 4'te 0 çeken Sarı-Lacivertliler'de coach Simeone Pianigiani'nin de geleceği tartışma konusu.

Her ne kadar İtalyan coach özeleştiri yapmaktan kaçınıp özellikle son Caja Laboral maçında suçu oyuncularına atsa da özellikle Aziz Yıldırım'ın son karşılaşmada 3. periyotta locasını terk edip maç bitmeden salondan ayrılması Pianigiani'nin biletinin kesildiği yorumlarına neden oldu.

Bu konuda çeşitli spekülasyonlar ortaya atılırken, Fenerbahçe'nin Avrupa'nın efsane coachu Zeljko Obradovic'in menajeriyle temasa geçtiği iddia edildi. Şu anda takım çalıştırmayan Obradovic, birkaç hafta önce ise bu sezon geri dönmek istemediğini belirtmişti.

Fenerbahçe cephesinden ise bu konu hakkınad resmi bir açıklama gelmezken bazı yöneticiler bu iddiaları yalanladı.


Ribery ve Benzama'nın başı belada

Bayern Münihli Franck ribery ve Real Madridli Karim Benzema'yı bu yaz gergin günler bekliyor. Reşit olmayan bir kadınla cinsel birliktelik yaşadıkları için haklarında soruşturma açılan bu iki yıldız futbolcu bu yaz hakim karşısına çıkacak.

Peki bu kız kimdi ve bu olay nasıl ortaya çıkmıştı? Zahia Dehar isimli kız, 2 sene önce henüz reşit olmadığı dönemde 2008 yılında Karim Benzema, 2009'da ise Franck Ribery'yle para karşılığı ilişkiye girdiğini açıklamıştı. İki Fransız oyuncu da bu olayın doğru olduğunu ama o dönemde Zahia Dehar'ın reşit olmadığını bilmediklerini söyleyerek kendilerini savunmuştu.

Fransa'da reşit olmayanlarla ilişkiye girmenin 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasını gerektiriyor. Ayrıca bu olaydan suçlu bulunanlara 45 bin Euro'ya kadar para cezası da veriliyor. 

Uruguay'da futbol 10 gün tatil... Neden mi?


Uruguay'da Penarol ve Nacional arasında oynanan derbide belki de her zamanki gibi sokaklarda holiganlar olay çıkarttı, maç da büyük bir gerginlik içerisinde geçti. Ancak National kalecisi Jorge Bava'nın yaptıkları ülkede futbola 10 gün süreyle ara verilmesine neden oldu. Hakemi korumakla görevli olan güvenlik görevlisine sinirlenen Bava, boksörleri aratmayacak bir yumrukla polisi yere serdi. Olaydan sonra gece boyunca göz altına alınan başarılı kaleci sabah saatlerinde serbest bırakılırken polis memurundan özür dilediği de belirtildi. Uruguay Federasyonu Başkanı Sebastian Bauza da yaşanan tüm olaylardan sonra kendilerine çeki düzen vermeleri gerekçesiyle ülkede futbola 10 gün ara verilmesini kararlaştırdı.

Gol sevincine yeni boyut!


Yunanistan'da Xanthi'yle Viera arasındaki kupa mücadelesinde Viera forveti Carlo Costly gol sevinçlerine yeni bir boyut kazandırdı. Attığı golden sonra  ayakkabısını çıkartıp telefon olarak kullanan futbolcu birçok gülüşmelere neden oldu.